Bazan, yaşadıklarımızdan, sonuçlar çıkarır ve buna hayatımız içinde anlam aramaya
çalışırız..Ama aslında bu sadece kendimize özgü belleğimiz ve algılarımızdır.
Ve biz bunları çoğu zaman anlatma ihtiyacı hissederiz. Bunun için sözcükleri kullanır yazar, notaları kullanır besteler,renkleri ve desenleri kullanır çizeriz, ya da kamera ile fotograf çeker, duygularımızı ve gözlediklerimizi sonsuza dek dondururuz.
Ben fotoğrafı ; yaşamın bir yansıması ve onu oluşturan bütününün parçaları gibi görüyorum,bir puzzle ın parçaları gibi. Hatta tamamlandıkça anlatılan, eksildikçe unutulan bir yaşamın yaşanmışlığının kanıtlanması gibi bir çabanın ürünü.
Kimi zaman yaşamımızda bazı anlar vardır, bunlar avuçlarımızda sıkmak ve saklamak istediğimiz binlercesin bir arada olduğu kum tanelerinden farklı değildir. Bunların her biri bir anıyı yeniden yaşatan, sisli fakat aydınlık,mutlu fakat hüzünlü anların, yan yana sonsuzluktaki bileşkesini oluştururlar.Tümünün bir arada olması kuşkusuz sınırsız bir tutkuyu anlatsa bile, aslında yaşamın bireysel özgürlüğünün de vazgeçilmez
güzelliğini sağlayan hafızasıdır. İşte fotoğrafın; yaşamı bu gözle algılayabilecek aydınlık bilinçlere sunduğu armağanı ise, evrensel bir sevgi ve yaşam sevincidir.
Son yıllarda çektiğim fotoğrafların içinde farkına varmadan yoğunlaşan bir “Kent - İnsan”
ilişkisini fark ediyorum. Belki mimarlık mesleğimin içgüdüsel yansıması belki de insanların ellerinden çıkan yapılarla oluşturdukları şehirlerin ancak insanlarla anlam kazanmasının sonucu olduğunu hissetmemden kaynaklanıyor olabilir.
Bu gözlem bir macera gibi beni bilmediğim kentlere tanımadığım kültürlere yaşamlara ve orada bulunan insanların çevreleriyle yaşadıkları dünyalara götürüyor.
Görmek,bilmek, tanımak,paylaşmak ,sevmek ve zamanı yalnız benim için değil , herkes için paylaşılır kılarak sonsuza dek dondurmak, eğer hissedebilirsek ”mutlak özgürlüğü” yakalamakla eşdeğerdir...
Fotoğraf sanatının bence en güzel yanı da bu olmalı.
Rubi ASA / Ocak ‘09

1956’da İstanbul da doğdum.
1970’de babamın doğum günüm adına hediye ettiği ilk Kiev anolog Fotograf makinesi ile kadrajıma algıladığım her şeyi sığdırmaya çalıştım.
1974’de Lise son sınıf arkadaşlarımla birlikte Anadolu'nun birçok köşesini adım adım dolaşarak fotoğraflamaya çalıştım.
Sürekli fotoğraf izlemek, ustaların çektikleri fotoğrafları okumak, bakış açılarını yakalamaya çalışmanın fotoğraf çekmek kadar keyif verici olduğunu fark ettim ve adım adım Türkiye'yi gezdim.
1979’da mimar olarak hayata atıldım. Mimarlığın yaşamımdaki etkisi, fotoğraf sanatı ile iç içeliği beni bugün bile şaşırtır.
Fotoğrafta “İnsan ögesinin Kent ile ilişkisi” beni genelde etkilemiş olduğunu fark ettim. Bu dinamiğin sürekli birbirini etkilediği yönde arayışımı sürdürdüm.
1985’de Yapı Fiziği alanında lisans üstü çalışması yaptım. Işığı, sesi ve rengi mimarlık mesleğimin olanakları çerçevesinde kullandıkça , fotoğrafın iç dünyama yansımasını daha fazla genişlettim.
1987’de eşim Rozi ile evlendim.
1989’da Ruti adında ilk kızım kadrajımın içindeydi artık.
Avrupa’nın çeşitli kentlerini dolaştım. Oralarda da insanın varlığını yaşadığı kentin içinde ve çevresiyle ilişkili olarak fotoğraflamaya çalıştım.
Karma sergilere katıldım.Tematik sergi ve albümler hazırladım, sundum.
1993’de ikinci kızım Suzi doğdu. Bana ilerde fotoğrafı daha fazla sevdirecek, paylaşacak, tartışacak en yakın arkadaşımı kazanmıştım artık.
İstanbul’un eski kartpostallarındaki görüntülerini günümüz bakış açısı ile bulup fotoğraflama uğraşımı yıllarca sürdürdüm.
Bu çabam bana hem tarihin keyfini, hem sanatın zevkini tattırdı. Bana dostluklar ve yeni ufuklar kazandırdı.
Her insanın bir kültürü, her yörenin bir insanı ve birlikte yaşamın yarattığı sentezi algılamanın fotoğrafın en güzel armağanı olduğunu düşünüyorum.
Kültürlerin geçmişten günümüze insanlığın rehberi, fotoğrafın da bunun aracı olduğunu bilmenin heyecanı ve geçmişi günümüze taşıma çabası ile geleceği keşfetmenin tadını yaşıyorum.
Mimarlık mesleğimin yanı sıra Fotoğraf güncesi, mesleğimin en keyifli tarafı.
Her koşulda fotoğraf çekerek zamana tanıklık etmek, yaşanabilecek en anlamlı ve en evrensel duygu.
Ben; Rubi ASA, İFSAK üyesiyim.

Sergi’nin açılışı 28 Ocak 2009 Çarşamba saat 17.00 – 20.00 arasında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan bir kokteylle yapılacaktır.
Sergi hafta içi her gün 10.30 – 17.00, Pazar ise 12.00 – 16.00 arasında izlenilebilir.
Ziyaret Saatleri : Hafta içi her gün Saat 10.30-17.00, Cumartesi kapalı, Pazar günü 12.oo-16.oo arası ziyaret edilebilir.